11 Aralık 2011 Pazar

Senaryo Atölyesi'nden İzlenimler

Sinema Laboratuarı'nın bir etkinliğini daha 17. Gezici Festival kapsamında "Senaryo Atölyesi: Senaryoda karakter, diyalog, oyun" başlığıyla gerçekleştirdik. Alman Kültür Derneği'nde gerçekleşen atölye çalışmasına katılımın yüksek olması bizi fazlasıyla motive eden bir durumdu. SinemaLab'ın itici kuvveti Ersan Ocak (her ne kadar kendisine böyle bir rol biçmese de...) katılımcılara SinemaLab'ın kuruluşundan ve vizyonundan söz etti. SinemaLab çatısı altında yer alan ve etkiniklere destek veren arkadaşları ve çalışma alanlarını tanıttı. Ardından senaryo denilen metnin aslında ne kadar "kuru ve yalın" bir yazım formu olduğunu ve bir yönetmen gözüyle senaryo yazarının film yapım aşamasında nasıl algılandığını örneklerle açıkladı. Bu sayede senaristin film yapım aşamasına dahil olmasının (bir çok durumda) yarattığı güçlüklerin bir yönetmenin bakış açısıyla ne anlama geldiğini dinleme şansımız oldu. Ersan Ocak bir bakıma bu kuru metnin bir yönetmenin yaratıcılığıyla birleşip bir filme dönüşene kadar sinemanın mutfağında nasıl piştiğini gözler önüne serdi. Ayrıca, senaryo yazım aşamalarındaki sinopsis, tretman, senaryo gibi kavramların bir bütün olarak ele alınması gerektiğine ama yazım sürecindeki gidiş-dönüşlerle nasıl defalarca şekillenebileceğine de açıklık getirdi.


Ben senaristin "kişilik" adını verdiğimiz yapıya dair zihinsel temsillerinin karakterin kurgulanmasına nasıl etkileri olabileceğinden söz ettim. Karakterin gerçekçi bir biçimde kurgulanabilmesi, öte yandan da senaryoda çatışmanın ve tansiyonun belirli bir düzeyde tutulabilmesi için karakterin senaryoda sunulandan/görünenden daha detaylı kurulması gerekebileceği üzerine bir konuşma yaptım. Bu tartışmanın temel çıkış noktasını biraz psikoloji bilgisi ve biraz da yeni yeni adım attığım öykücülük alanındaki deneyimlerim oluşturuyordu. En temel varsayımım senaryo yazmak için psikoloji eğitimi alınması gerekmediği ancak psikolojinin bazı temel bulgularının senariste gerçekçi karakter kurarken yardımcı olabileceğiydi. Bu çerçevede aktarmaya çalıştığım bulgulardan bir tanesi de insanın temel duyguları ve bunların ortaya çıkmasına neden olabilecek düşüncelerin neler olduğuydu.

Özcan Yağcı oyun yazarlığı, tiyatro oyunculuğu ve ekonomist kariyerlerinden damıttığı deneyimlerle çok renkli ve etkileyici bir sunum yaptı. Diyalogların sinema ve tiyatro içinde nasıl farklılaşabileceğini kimi zaman sahnede oynayarak kimi zaman da Beynelmilel gibi yakın geçmişteki bazı filmlerin senaryolarından örnekler vererek anlattı. Sinemanın doğal üretim biçimini tiyatro ile karşılaştırarak aslında bize "diyalog ekonomisi" konusunda çok somut bir aktarımda bulundu.

Kısacası, nasıl geçtiğini bilemediğimiz bir doksan dakikaydı diyebilirim. İlgili katılımcıların ve salondaki olumlu atmosferin en azından bizim için çok rahatlatıcı ve motive edici olduğunu bir kez daha belirtmeliyim. Ayrıca, bu etkinliği gerçekleştirmemize olanak sağlayan festival ekibine ve hem atölye öncesinde hem sonrasında bizimle yakından ilgilenen Pınar Evrenosoğlu'na teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınızı en kısa sürede yayınlayacağım. Kayıtsız kullanıcılar yorumlarını "Anonim" olarak gönderebilirler. İsimsiz mesajları yayınlamıyorum.