15 Aralık 2011 Perşembe

Tatar Çölü (Dino Buzzati)

Dino Buzzati bu kitabı 1940 yılında yazmış. Kitap 1949 yılında Fransa'da yayınlandıktan sonra büyük bir ün kazanmış ve yirmi dile çevrilmiş.

Tatar Çölü Giovanni Drago isimli genç bir teğmenin ilk görev yeri olan Bastiani Kalesi’nde geçirdiği zamanı anlatıyor. Romana adını veren çöl kalenin bir tarafındaki uçsuz bucaksız alanı kaplıyor ve adını efsanelerden alıyor, zamanında bu çölde yaşadığı düşünülen Tatarlardan. Bu çöl yalnızca genç teğmeni değil kaleye gelen herkesi etkileyen bir yer çünkü kalede deyim yerindeyse tüm ömrünü geçiren çok sayıda subay ve astsubay var. Tüm kitap boyunca kaledeki herkesin neredeyse bir varoluş amacına dönüştürdüğü bir savaştan söz ediliyor. Okudukça tıpkı kaledeki onlarca asker gibi kimi yerlerde “işte şimdi savaş çıkacak” diye düşünseniz de bir süre sonra yine onlar gibi çaresizce “savaşın hiç çıkmayacağı” fikrine ulaşıyorsunuz. Drago görevi süresince birkaç kez şehre gidip geliyor ama şehirde geçen her günle birlikte oradaki yaşama biraz daha yabancılaştığını görüyoruz. Sonunda…


Kitaptaki anlatım neredeyse kaledeki yaşam kadar sade ve yalın, bir o kadar da etkileyici. Belki de bu yüzden oldukça temposuz diyebileceğim bu kitabı bırakmadan okuyabildim. Okurken ister istemez sorgulamalara girdiğimi söyleyebilirim. Aslında kitapta anlatılan o kadar az yer, insan ve nesne var ki onların okuyucuya aktarılan ve aktarılmayan detayları sizinle birlikte dolaşmaya başlıyor. İster istemez kaledeki yalnızlığa, çölün sesine/sessizliğine, bir kalede uyumak ya da nöbet tutmak düşüncesine empati kurabiliyorsunuz. En azından benim yaşadığım böyle bir şeydi. Çöl, kale, zaman, yolculuk gibi kavramlar romanda o kadar farklı bir atmosferde anılıyor ki kimi zaman bana düşündürdüklerini yakalayamadığım oldu. Bazen bir düşüncenin etrafında dönüp durduğumu hissettim. Bazen de bu kavramları dünyadaki başka nesnelerle ya da durumlarla benzeştirip somutlaştırmaya çalışırken buldum kendimi. Kitabın benim için en başarılı yanı sanırım bu: yavaş ilerleyen ve hareketsiz bir kurgu içinde bu kadar yoğun bir zihinsel uyarılma hali yaratabilmesi.


Okuyup bitirdikten sonra bitmesine üzüldüğüm kitaplardan biri değildi Tatar Çölü. Bu durum benim için garip sayılabilir çünkü kitabı sevdim. Böyle kitaplar bitmesin isterim genellikle – çocukça bir sevgi belki de… Sonra aslında kitabın bitmemiş gibi zihnimde dönüp durduğunu fark ettim. Birkaç gün sürüp gitti bu yeniden ve yeniden canlandırma hali. Kimi zaman Bastiani Kalesi’ni, kimi zaman Tatar Çölü'nü kimi zaman da bir nöbet akşamını düşünüp durdum. Bu kitabın birçok edebiyatçının ve edebiyat severin okuma listesinde üst sıralarda yer aldığını biliyordum. Okuduğumda neden olabileceğine dair kendimce düşünceler geliştirebildim. Yine de her okuyucunun bu kitabın farklı bir yönünden etkilenebileceğini düşünüyorum. Çeviri dili açısından da oldukça başarılı olduğunu düşündüğüm bu kitabı kesinlikle öneririm.


Tatar Çölü [Orj: Il deserto dei Tartari]

Yazar: Dino Buzzati
Çeviren: Hülya Tufan
İletişim Yayınları

1 yorum:

  1. Okancim Selam,

    Ben bu kitabi okudugumda insanin basladigi kitabi muhakkak bitirmesi gerektigine inanirdim. O yuzden sizlanmalarima aldirmadan bitirdim; bitirdigimde derin bi 'oh' cektigimi hala hatirliyorum.

    eminim derin okunsa yasamin tekduzeliginden, hayallerin ertelenmesine, buyuk idealler ugruna yasadigimizi zannederken aslinda yasamin, ne kadar yavas gectigini dusunursen dusun, hizla akip gectigine ve gidenin senin zamanin olduguna, aslinda ølumsuz olanin nobet tuttugun kaleler olduguna, ølumlu olup da bu kadar sabit durmayi nasil goze aldigimiza pek cok yorum yapilabilir. Ama bence bunlar petit bourgeois'nin kendi kuyrugunun pesinde gezintileri.

    Sevgiler,
    Ebru

    YanıtlaSil

Yorumlarınızı en kısa sürede yayınlayacağım. Kayıtsız kullanıcılar yorumlarını "Anonim" olarak gönderebilirler. İsimsiz mesajları yayınlamıyorum.